fbpx

AİHM ByLock Kararı: Yüksel Yalçınkaya Davası ile İncelemesi

aihm

 

İçindekiler

AİHM’in ByLock Kararı: Yüksel Yalçınkaya Davası ile İncelemesi

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM);  “ByLock kararını” 26 Eylül 2023 tarihinde yayımladı (Yüksel Yalçınkaya/Türkiye (BD), B. No: 15669/20, 26/09/2023). Bu karar, ByLock adlı mesajlaşma uygulamasını kullandıkları iddiasıyla TCK m.314/2 uyarınca silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkum edilen ve hâlen yargılanan kişiler için önemli sonuçlar doğuruyor.

 

AİHM ByLock Kararı, AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ BYLOCK KARARI YÜKSEL YALÇINKAYA DAVASI, 2023, 2024, 2025,
AİHM ByLock Kararı, AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ BYLOCK KARARI YÜKSEL YALÇINKAYA DAVASI,

 

AİHM’in bu kararı, hukukun teknik yönleri, etkisi ve yetki sınırları açısından ele alınmıştır. Ancak bu karar, sadece ByLock, sendika ve dernek üyeliği ile sınırlıdır.

FETÖ üyeliği iddialarının diğer unsurlarına dair bilgi içermemektedir.

AİHM Yüksel Yalçınkaya Kararının Özeti

Adil Yargılama Hakkının İhlali: AİHM, başvurucunun ByLock ile ilgili verilere ve materyale erişim hakkının sınırlanmış olmasını, güvenilirlik konusundaki itirazlarının dikkate alınmamış olmasını ve bağımsız bir inceleme talebinin reddedilmesini adil/dürüst yargılanma hakkının (AİHS m.6) ihlali olarak değerlendirmiştir.

Kanunsuz Suç İddiası: AİHM, ByLock’u kullanan herkesin otomatik olarak TCK m.314/2 kapsamında suçlu bulunmasının, AİHS m.7’nin (kanunsuz suç olmaz/suçta ve cezada kanunilik ilkesi) güvencelerine aykırı olduğuna karar vermiştir.

Örgütlenme Özgürlüğünün İhlali: AİHM, başvurucunun FETÖ/PDY ile ilişkilendirilerek kapatılan bir dernek ve sendikaya üye olmasının, davada destekleyici delil olarak kullanılmasını AİHS m.11’de düzenlenen örgütlenme özgürlüğüne aykırı bulmuştur.

Sistemik Sorunun Vurgusu: AİHM, AİHS m.7 ve m.6’nın ihlaline yol açan durumun tek bir olaydan kaynaklanmadığını, bunun yerine sistemsel bir sorunun göstergesi olduğunu belirtmiş ve ulusal makamların bu sorunu çözmek için genel tedbirler alması gerektiğini vurgulamıştır.

Başvurunun Arka Planı

Başvuruya konu olayda, eski bir öğretmen olan başvurucu, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında meslekten ihraç edilmiş, tutuklanmış, TCK m.314/2 uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanmış ve 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkumiyet kararı istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleşmiştir, ve Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru kabul edilemez bulunmuştur.

Başvurucunun mahkumiyetine temel teşkil eden belirleyici deliller, ByLock kullanıcısı olduğuna dair bilgiler ve raporlardır. Başvurucu, ilk aşamada MİT tarafından elde edilen veriler ve bu verileri doğrulayan raporlar temelinde mahkum edilmiştir. Ayrıca BTK’dan alınan CGNAT verileri ve HTS kayıtları istinaf aşamasında dava dosyasına eklenmiştir.

Yargıtay, istinaf kararının ayrıntılı bir ByLock tespit ve değerlendirme raporu sunulmadan verilmesinin yargılamayı etkisiz hale getirdiğini değerlendirmiştir. Bu rapor, dava sona erdikten sonra (7 Ekim 2020 tarihinde) KOM tarafından yayımlanmıştır.

Başvurucunun mahkumiyetine destekleyici olarak kullanılan deliller, Bank Asya’da hesap açma ve daha sonra kapatılacak olan Aktif Eğitim-Sen’e ve Kayseri Gönüllü Eğitimciler Derneği’ne üyeliktir.

AİHM’in Değerlendirmesi ve İncelemeler

Madde 6 – Adil/Dürüst Yargılanma Hakkı Üzerine Ayrıntılı Bir İnceleme

Madde 6-1 – Ham Verilerin Açıklanmamasının Savunmaya Zarar Verdiği İddiası ve AİHS Madde 6/1 Değerlendirmesi

Özet

Bu çalışma, şifrelenmiş bir mesajlaşma uygulamasının sunucusundan elde edilen ham verilerin açıklanmamasının savunmaya zarar verdiği iddiasını ele almaktadır. İddia, adil/dürüst yargılanma hakkının genel adillik ilkesine uygun bir şekilde sağlanıp sağlanmadığını sorgulamaktadır. Elektronik delillerin toplanması ve işlenmesi konusundaki ciddi zorluklara rağmen, AİHS Madde 6/1 güvencelerinin daha sıkı veya daha gevşek bir şekilde uygulanmasını gerektiren bir durum söz konusu değildir. Savunmanın delillere doğrudan erişim ve bunların bütünlüğünü ve güvenilirliğini ilk elden sınama hakkının kısıtlanması, bu konuları en ayrıntılı şekilde incelemekle yükümlü olan yerel mahkemeler üzerinde daha büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Yerel mahkemelerin, ham verilerin açıklanmamasına ilişkin nedenleri ve ByLock verilerinin bütünlüğü ve delil değeri ile ilgili temel konuları ele almamış olmaları, savunma haklarının korunması açısından önemli bir eksikliktir. Şifrelenmiş ByLock materyaline erişim, savunma haklarını koruma açısından önemlidir. Etkili bir savunma yapma yeteneğini zayıflatan eksiklikler, başvurucunun adil yargılanma hakkının temel esaslarına uyumsuzdur.

Ayrıntılar

AİHM’in AİHS Madde 6 kapsamında yaptığı değerlendirmeler şu şekildedir:

Yargı organları, başvurucu veya avukatı ile ham verilerin (ByLock verilerinin şifresinin çözülmüş hali) neden paylaşılmadığı konusunda açıklama yapmamış ve başvurucuya deşifre edilmiş materyal hakkında görüş bildirme imkanı sunmamıştır. Bu, başvurucunun, söz konusu materyale dayanılarak çıkarılan sonuçlara itiraz etme hakkından mahrum bırakılmıştır. Başvurucu, MİT tarafından elde edilen verilerin doğruluğunu ve güvenilirliğini sorgulamak için somut ve temelsiz olmayan iddialar sunmuştur. MİT’in veri toplama faaliyetinin hukuki dayanağı, elektronik delillerin toplanması ile ilgili CMK’nın m.134’üne benzer usul güvenceleri içermemektedir. Ceza Mahkemesi tarafından alınan kararlar, MİT’in veri toplama faaliyetlerini yargısal denetim altına almadığı anlamına gelmez. Başvurucunun ByLock verilerinin bağımsız uzmanlar tarafından incelenmesi talebi yerel mahkemeler tarafından değerlendirilmemiştir. Genel olarak, ByLock kullanımına ilişkin delillerin güvenilirliği konusundaki dile getirilen iddialar yanıtsız bırakılmıştır.

Madde 6 – 6.1 Sonucu

AİHM, başvurucunun delillere etkili bir şekilde itiraz etme hakkından ve yeterli usul güvencelerinden yoksun bırakıldığını belirtmektedir. Yerel mahkemeler, davanın özünü ele almadıkları ve kararlarını yeterince gerekçelendirmediği için başvurucunun adil/dürüst yargılanma hakkını ihlal etmiştir. AİHM, ByLock verilerinin nasıl elde edildiği ve adli makamlara sunulduğu konularında sorgulama yapmayacağını, bu konuların yerel mahkemelerin takdiri ve değerlendirmesi olduğunu vurgulamaktadır.

AİHS Madde 7 ve Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi Üzerine Ayrıntılı Bir İnceleme

AİHS Madde 7: Şifreli Mesajlaşma Uygulaması ByLock’un Kullanımına Dayalı Silahlı Terör Örgütü Üyeliği İddiası ve İhlal Değerlendirmesi

Özet

Bu çalışma, şifreli bir iletişim uygulaması olan ByLock’un kullanımı temelinde yapılan silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasının, suçun unsurlarını ve zihinsel öğelerini yeterince açıklamadan doğrudan yapıldığında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 7’yi ihlal edip etmediğini değerlendirmektedir. AİHS Madde 7, suç ve cezaların kanuniliği ilkesini korur ve suçlamaların yeterince açık ve öngörülebilir olmasını gerektirir.

Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi ve AİHS Madde 7

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türk Ceza Kanunu‘nun 314/2. maddesini, Terörle Mücadele Kanunu ve Yargıtay içtihadıyla birlikte değerlendirerek, AİHS Madde 7’nin gerekliliklerini karşıladığını belirtir. AİHM, sorunun hukuki bir zeminden ziyade yargı organlarının öngörülemeyen ve geniş yorumlarından kaynaklandığını vurgular.

FETÖ/PDY’nin terör örgütü olarak kabul edilmesine yönelik ilk yargı kararı 16.06.2016 tarihli (Erzincan Askeri Ceza Mahkemesi) ve ilk kesin karar 07.03.2017 tarihli (Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı Asliye Ceza Mahkemesi) olarak belirtilir.

Türk hukuk sistemine göre, bir örgütün terör örgütü olarak kabul edilmesi genellikle yargı kararıyla gerçekleşir. Bu nedenle, bu tarihlerden önceki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) veya devlet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalara kesin hukuki sonuçlar bağlanamaz. Ancak AİHM’e göre, bu tarihlerden önceki dönemde ulusal hukuka göre henüz bir “terör örgütü” yoksa, AİHS Madde 7’nin ihlal edildiği sonucuna varmak için yeterli değildir.

AİHS Madde 7 ihlaline yol açan temel husus, TCK 314/2 maddesinde tanımlanan suçun maddi ve manevi unsurlarının (özellikle manevi unsurun vurgulandığı birçok yerde), başvurucu için yeterince açık bir şekilde belirlenmediği iç hukuka uygun bir şekilde ortaya konulamamış olmasıdır. Yargı kararlarında, ByLock kullanıcılarının tamamının otomatik olarak silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği kabul edilmektedir. Bu, başvurucunun suçsuzluğunu ispat etmeyi neredeyse imkansız hale getiren otomatik suçluluk ilkesini oluşturur. Bu yorum, TCK 314/2 maddesinde tanımlanan suçun iç hukuktaki tanımı ve Yargıtay uygulamasıyla uyumsuzdur.

Bazı kullanıcıların profilleri veya iletişimlerine bakarak, tüm kullanıcıların suçlu olduğuna dair kesin sonuçlara varmak, öngörülemez bir yaklaşımdır ve “kanunilik” ve “ceza sorumluluğunun kişiselliği” ilkelerine aykırıdır. Paylaşılan iletilerin içeriğine veya iletişimde bulunan kişilerin kimliğine bakılmaksızın, ByLock kullanıcısı olan bir kişinin, FETÖ/PDY’nin terörist amaçlarını ve şiddete başvuracağını bildiği, kendisini örgütün iradesine teslim ettiği, örgütün amaçlarını gerçekleştirmeyi kast ettiği, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olarak örgütsel faaliyetlere katıldığı veya örgütün varlığına veya gelişimine maddi veya manevi destek sağladığı sonucuna nasıl varıldığına dair hiçbir açıklama içermez.

Madde 7 – Sonucu

ByLock içeriğine erişimde karşılaştığı zorluklar, bu programı kullanan herkesi otomatik olarak suçlu ilan etmek için yeterli bir gerekçe değildir. Bu bağlamda, FETÖ/PDY soruşturmaları sırasında ifade veren bazı şüpheliler, başlangıçta ByLock’un örgütün yöneticileri tarafından kullanıldığını, ancak daha sonra diğer üyeler tarafından da kullanılmaya başlandığını, hatta bir süre sonra örgütün tüm mensupları tarafından kullanıldığını ifade etmişlerdir. Bu koşullarda, ByLock kullanan herkesin kesin ve otomatik olarak örgüt üyesi ilan edilmesini anlamak güçtür.

AİHS Madde 11 – Örgütlenme Özgürlüğü İhlali

Özgürlük ve Örgütlenme Hakkı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 11, bireylerin örgütlenme özgürlüğünü korumaktadır ve bu özgürlüğün kullanımının sınırları, iç hukukla ve demokratik değerlerle belirlenmelidir.

Yerel/Ulusal Mahkemelerin Müdahalesi

Türkiye’deki ulusal mahkemeler, başvurucunun sendika ve FETÖ/PDY ile ilişkilendirilen bir dernek üyeliğini suçlamaları desteklediğinde, bu özgürlüğe müdahale etmiştir. Yargı organları, Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanarak yasalara uygun olarak faaliyet gösteren bir dernek veya sendikaya üyeliği suç olarak kabul etmiş ve bu durumu TCK m.314/2’nin kapsamını öngörülemez şekilde genişletmiştir.

Müdahalenin Belirsizliği

AİHM’e göre, yargı kararlarında, ilgili sendika ve derneğin neden kapatıldığına ve başvurucunun bu kuruluşlara üye olmasının şiddet çağrısı yapma veya demokratik toplumun temellerini inkar etme anlamına gelip gelmediğine dair herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Bu nedenle, yargı organlarının suçlu bulunan faaliyetlere veya örgütlere cezai sonuçlar bağlaması, başvurucunun AİHS m.11 kapsamındaki özgürlüğünün öngörülemez şekilde ihlal edildiği anlamına gelmektedir.

AİHS madde 11 ve Dernek/Sendika Üyeliği

AİHS madde 11’e göre, dernek ve sendika üyeliği Anayasa tarafından korunan bir hak olarak kabul edilmekte ve bu üyelikler, terör örgütü üyeliği ile ilişkilendirilemez.

Madde 11 Sonucu

Sonuç olarak, AİHM, Türkiye’deki yargı kararlarının AİHS m.11’de korunan örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu karar, örgütlenme özgürlüğü hakkının ihlal edildiği durumlarda iç hukukun ve yargı kararlarının AİHS ile uyumlu olması gerektiğini vurgulamaktadır.

GENEL SONUÇ

AİHM’in ByLock kararı, önemli hukuki sonuçları doğurmuş ve kanunilik ilkesine, adil yargılama hakkına ve örgütlenme özgürlüğüne dair önemli yorumlar içermiştir.

Bu karar, ilgili kişilerin hukuki durumlarını değerlendirmeleri ve ulusal makamların bu sorunun çözümüne yönelik tedbirler almasını teşvik etmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararında, terör örgütü üyeliği suçlamalarına temel teşkil eden bir programın, sanığa yeterli inceleme ve tartışma fırsatı sunulmadan delil olarak kullanıldığına ve aynı zamanda sanığın bu program aracılığıyla kimlerle iletişim kurduğu veya mesaj içeriklerinin değerlendirilmeden mahkumiyet kararı verildiğine dikkat çekilmiştir. Dosyanın incelenmesi sonucunda, bu tür sorunların varlığının açıkça görüldüğü ortaya çıkmaktadır.

Özellikle Yargıtay’ın birçok dosyada, bu haberleşme programının sanığın terör örgütü üyeliği ile doğrudan ilişkilendirilmesi gerektiğine dair kararlar vermek yerine, daha fazla detay ve adil bir inceleme talep ettiği, kimlerle iletişim kurduğunun ve mesaj içeriklerinin daha ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladığı görülmektedir. Bu nedenle, bu programın sanığın terör örgütü üyeliği olarak kabul edilmesi gerektiğine dair kesin kararlar şu an için mevcut değildir.

Bu durum, terör örgütü üyeliği suçlamalarının incelemesi ve değerlendirmesinde adil bir sürecin önemini vurgulamaktadır ve AİHM’in verdiği karar, bu tür suçlamalara ilişkin daha fazla adil bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini göstermektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen Yüksel Yalçınkaya kararı, Türkiye Cumhuriyeti için bağlayıcı bir niteliğe sahiptir, zira bu karar Büyük Daire tarafından verilmiştir ve nihai bir karardır. Her ne kadar eleştirilere açık olsa da Türkiye için bağlayıcıdır.

Buradaki en önemli sorun Ulusal mahkemelerin, (özellikle Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin) AİHM kararındaki tespit ve değerlendirmeleri nasıl ele alacaklarıdır. Daha önce, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla ilgili olarak AİHM ile Anayasa Mahkemesi arasında ciddi bir görüş ayrılığı yaşanmıştı. Bu tür ayrışmanın ByLock konusunda da yaşanıp yaşanmayacağı şu an için belirsizdir. Ancak bu kez, ulusal hukukun değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yorumu söz konusudur.

Ayrıca, ByLock kullanımı nedeniyle verilen mahkumiyet kararları, AİHM kararının dikkate alınmamasının ciddi sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır. Bu durumda, ulusal mahkemelerin, AİHM kararını nasıl ele alacakları ve uygulayacakları soruları önem taşımaktadır.

Önemli Linkler

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Yüksel Yalçınkaya kararı nedir ve neden önemlidir?

Yüksel Yalçınkaya kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen bir karardır. Bu karar, Türkiye’deki FETÖ yargılamalarını ele alır ve AİHM’in Türk mahkemelerinin bu yargılamalarda hukuka uygun davrandığına dair şüpheleri olduğunu gösterir. Karar, özellikle Bylock kullanımının otomatik olarak terör örgütü üyeliğiyle eşdeğer kabul edilmesi ve delil değerlendirmesindeki eksiklikler konusunda önemli açıklamalar içerir.

Yüksel Yalçınkaya kararının Türk yargı sistemine etkileri neler olabilir?

Yüksel Yalçınkaya kararı, Türk yargı sistemine potansiyel olarak büyük etkileri olabilir. AİHM, Bylock kullanımının otomatik bir suç kabul edilmesini ve delil değerlendirmesindeki eksiklikleri eleştirmiş ve bu uygulamanın hak ihlali yarattığını belirtmiştir. Bu nedenle Türk mahkemeleri, bu kararı dikkate alarak FETÖ yargılamalarında daha dikkatli ve adil bir yaklaşım benimsemek zorunda kalabilir.

Kararın ardından Türkiye’de nasıl bir hukuki süreç bekleniyor?

Kararın ardından Türkiye’de FETÖ yargılamalarıyla ilgili hukuki süreçlerin gözden geçirilmesi muhtemel görünmektedir. Türk mahkemeleri, AİHM’nin eleştirilerini dikkate alarak Bylock kullanımı gibi delilleri daha özenli bir şekilde değerlendirebilir. Ayrıca, Bylock kullanımının otomatik bir suç kabul edilmesi uygulamasının gözden geçirilmesi gerekebilir.

Yüksel Yalçınkaya kararı, diğer benzer dosyalara nasıl etki edebilir?

Yüksel Yalçınkaya kararı, benzer FETÖ dosyalarına emsal teşkil edebilir. AİHM, bu kararda Türk mahkemelerinin FETÖ yargılamalarında hukuka uygun davrandığına dair şüphelerini dile getirmiş ve Bylock gibi delillerin otomatik suç kabul edilmesini eleştirmiştir. Bu nedenle, Yüksel Yalçınkaya kararı, diğer benzer dosyaların incelenmesi ve yeniden değerlendirilmesi için bir referans noktası olabilir.

Türkiye’deki FETÖ yargılamalarının uluslararası hukukla uyumu nasıl değerlendirilmelidir?

Türkiye’deki FETÖ yargılamalarının uluslararası hukukla uyumu konusunda tartışmalar devam etmektedir. AİHM’in Yüksel Yalçınkaya kararı, uluslararası hukuka uyum konusundaki bazı soru işaretlerini gündeme getirmiştir. Türk mahkemelerinin FETÖ yargılamalarında hukuka uygunluğunu sağlamak için uluslararası standartlara daha fazla uyması gerekebilir.

Türkiye’deki FETÖ yargılamalarının geleceği nasıl şekillenebilir?

Türkiye’deki FETÖ yargılamalarının geleceği, Yüksel Yalçınkaya kararı gibi uluslararası ve iç hukukun etkisi altında şekillenebilir. Türk mahkemeleri, AİHM’in eleştirilerini dikkate alarak daha adil ve hukuka uygun bir yaklaşım benimseyebilir. Ayrıca, Türk hükümeti, uluslararası toplumun beklentilerine daha fazla uyum sağlamak için yargı reformları üzerinde çalışabilir.

Türk hükümetinin Yüksel Yalçınkaya kararına tepkisi nedir?

Türk hükümeti, Yüksel Yalçınkaya kararına tepki göstermiş ve AİHM’in yetkisini aştığını iddia etmiştir. Adalet Bakanı, AİHM’in tarafsızlığına ve hukuki yetkisine ilişkin eleştirilerde bulunmuştur. Türk hükümetinin karara nasıl yanıt vereceği ve bu kararın Türk yargı sistemine etkileri ilerleyen süreçte daha net hale gelebilir.

 

Call Now Button+90 506 718 39 25