fbpx

Çocuk Kaçırma, Alıkoyma Suçu ve Cezası

çocuğu kaçırma, tck 234, türk ceza kanunu, çocuğu alıkoyma, çocuğun kaçırılması, 2023, 2024, 2025

 

Çocuk Kaçırma, Alıkoyma Suçu ve Cezası [TCK 234]

 

Türk Ceza Kanunu’nun “Aile Düzenine Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenen suçlar arasında, 234. madde kapsamında “çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu” (çocuk kaçırma ve alıkoyma suçu) düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler; aile kurumunu temel alan, toplum yapısını korumayı amaçlamaktadır.

Hukuki Değerlendirme

TCK’nın 234/1-2. hükümlerinden çıkarılan bilgilere göre, on altı yaşını bitirmemiş çocuğun kaçırılması veya alıkonulması şeklinde iki ayrı suç bulunmaktadır. Her iki suçun da kanuni unsurları ve korunan hukuki değerler farklıdır. Bu bağlamda, suçun hangi başlık altında düzenlendiği, korunan hukuki değeri belirlemede büyük öneme sahiptir. Bu kanun hükümleri, genel olarak çocukların velayet ve vesayet haklarını korumayı amaçlamaktadır.

Aile düzeni açısından Türk Medeni Kanunu’na göre çocuk, reşit oluncaya kadar anne ve babanın velayeti altındadır. Ancak mahkeme kararıyla velayet yetkisi elinden alınan ebeveyn, bu yetkisini kullanamaz. TCK’nın 234. maddesi, velayet yetkisi kaldırılan eşin veya çocuğun üçüncü derece dâhil kan hısmının çocuğu kaçırma veya alıkoyma eylemlerini suç olarak düzenlemektedir.

Suçun Unsurları

Suçun kanuni tanımına göre, on altı yaşını bitirmemiş çocuğun kaçırılması veya alıkonulması eylemleri suçu oluşturur. Suçun nitelikli unsurları arasında çocuğun cinsiyeti önemli değildir.

Suç Türleri ve Özel Suçlar

Suçlar; genel, özel ve bizzat işlenebilen suçlar olarak üç kategoriye ayrılır. Özel suçlar, kanunun aradığı özel niteliklere sahip olan kişiler tarafından işlenebilir. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu, özel bir niteliğe sahip olan ebeveynler veya velayet hakkını kaybetmiş kişiler tarafından işlenebilmektedir.

 

Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu Türk Ceza Kanunu Madde 234, Çocuk Kaçırma, Alıkoyma Suçu ve Cezası, Türk Ceza Kanunu Madde 234, Md., 2023, 2024, 2025
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu Türk Ceza Kanunu Madde 234, Çocuk Kaçırma, Alıkoyma Suçu ve Cezası, Türk Ceza Kanunu Madde 234, Md., 2023

 

Velayet Hakkı

Türk Ceza Kanunu’nun 234/1-2. maddesi, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu düzenlemektedir. Bu suçun faili, velayet hakkını hukuki olarak kaybetmiş olan ebeveynler veya üçüncü derece dâhil kan hısımlarıdır. Bu bölümde, suçun failini belirlemede ve velayet hakkının kaybedilmesinde dikkate alınan hususlar incelenecektir.

Velayet Hakkının Kaybedilmesi ve Suçun Faili

TCK’nın 234/1-2. maddesine göre, çocuğun kaçırılması veya alıkonulması suçunun faili, velayet hakkını kaybetmiş olan anne, baba veya üçüncü derece dâhil kan hısımlarıdır. Mahkeme kararıyla velayet ebeveynlerden birine bırakıldığında, diğer ebeveyn velayet yetkisini kullanamaz. Bu durumda, velayet yetkisi elinden alınan ebeveynler ve kan hısımları, çocuğu kaçırma veya alıkoyma eylemlerinde suç işleyebilirler.

Velayet Hakkının Hukuki Boyutu ve Suçun İşlenmesi

Evlilik devam ederken veya fiilen ayrı yaşandığı durumda, velayet hakkının mahkeme kararı olmadan elinden alınmamışsa, ebeveynler suçun faili olamaz. Boşanma davası sürerken bile, mahkeme kararı olmadan velayet hakkı elinden alınmamışsa, ebeveynler suç işlemezler. Yargıtay’ın bir kararı, boşanma davasında verilen ara kararın çocuğun teslimiyle ilgili olduğunu, bu kararın çocuğun kaçırılması suçunun unsurlarını karşılamadığını belirtmiştir.

Evlat Edinme ve Velayet Hakkı

Türk Medeni Kanunu‘nun 337. maddesine göre, evli olmayan anne-babanın çocuğun velâyeti anneye aittir. TCK’nın 234/1. maddesinde ise “velayet yetkisi elinden alınmış olan anne veya baba” ifadesi geçmektedir. Yargıtay’ın bir kararı, nikâhsız birliktelikten olan anne-babanın çocuğunu kaçırma eyleminde velayet hakkının elinden alınmamış olması nedeniyle suçun unsurlarının oluşmadığını belirtmiştir. Bu durumda, suçun faili olabilmek için önceden velayet hakkına sahip olunması ve bu hakkın bir nedenle elinden alınmış olması gerekmektedir.

Evlat Edinme ve Suçun Faili

TMK 314. madde, evlat edinme işlemiyle anne-babanın haklarının evlat edinene geçtiğini belirtmektedir. Velayet hakkının da evlat edinme ile birlikte geçtiği düşünülmektedir. Ancak, evlat edinilen çocuğun anne-babasının velayet yetkisinin mahkeme kararı ile elinden alındığı durumda, suçun faili olmak için gerekli koşullar sağlanmış olacaktır. Bu noktada, evlat edinmenin sona ermesi durumunda, suçun faili olup olmayacağı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Kan Hısımlığı Derecesi ve Suçun Faili

Türk Medeni Kanunu’nun 17. maddesi, kan hısımlığı derecesinin doğum sayısıyla belirlendiğini ifade eder. Kanuna göre belirlenen derecelerdeki kan hısımları da suçun faili olabilirler. TCK’nın 234/1-2. maddesi, bu suçun özgü nitelikte olduğunu ve sadece kanunda belirtilen niteliklere sahip kişiler tarafından işlenebileceğini belirtir.

Suçun Unsurları ve Nitelikleri

Türk Ceza Kanunu’na göre çocuk kaçırma ve alıkoyma suçu, TCK m. 234/1 hükmünde düzenlenmiştir. Bu suçun oluşmasına sebep olan hareket, failin, veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından çocuğu kaçırması veya alıkoymasıdır. Suçun nitelikli halleri, TCK m. 234/2’de yer almaktadır.

Suçun unsurları ve hareketin nitelikleri şu şekildedir:

Seçimlik Hareket ve Suçun Tanımı

Suç, seçimlik hareketli bir nitelik taşır. Seçimlik hareketli suçlar, birden fazla hareketin gösterilmesiyle oluşan suçlardır. Suçun temel hali, kaçırma ve alıkoyma olmak üzere iki ayrı hareketi içerir. Bu iki hareketten birisinin gerçekleşmesi, suçun oluşması için yeterlidir. Her iki hareketin aynı anda gerçekleşmesi gerekmez, ancak her bir hareket suçun maddi unsuru olarak kabul edilir.

Kaçırma ve Alıkoyma Fiillerinin Tanımlanması

  1. Kaçırma Fiili:
    • Tanım: Çocuğun, bulunduğu yerden failin emniyet alanına nakledilmesi.
    • Fiilin Gerçekleşmesi: Çocuğun bulunduğu yerin değiştirilmesi gerekmektedir.
  2. Alıkoyma Fiili:
    • Tanım: Çocuğun, failin emniyet alanına rızasıyla girmesi ve orada rızaya aykırı olarak tutulması.
    • Fiilin Gerçekleşmesi: Çocuğun failin emniyet alanına girmesi ve rızasına aykırı olarak tutulması.

Her iki fiil de mütemadi suç niteliğindedir, yani sürekli bir şekilde devam eder.

Cebir ve Tehdit Unsurları

Suçun oluşması için cebir veya tehdit kullanılması şart değildir. Cebir veya tehdit kullanıldığında, suçun nitelikli hali uygulanır.

Kesintisiz Suç ve Hukuki Sonuçları

Suç, mütemadi (kesintisiz) bir nitelik taşıyan suçlardan biridir. Mütemadi suçun kesintisiz olma özelliği, suçun tamamlanma ve bitme aşamalarının farklı zaman dilimlerinde gerçekleşmesiyle hukuki açıdan önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu özellik, suçun işlenme yeri, işlenme zamanı, zamanaşımı, lehe kanun değerlendirmesi, kusur durumunun değişimi, teşebbüs, iştirak, diğer suç tipleriyle ilişkisi, şikayet süresi gibi konularda etkili olmaktadır.

Mütemadi suçlarda, kanuni tanımda belirtilen fiilin icrası süreklilik arz eder. Suç işlenirken bir anda tamamlanmaz; başlanılan bir icrai davranışın ihmali davranışla devam etme özelliğini taşır. Örneğin, bir kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması suretiyle işlenen suç, hürriyetin devam ettiği müddetçe suç icrasına devam edilmiş sayılır. Benzer şekilde, velayeti elinden alınmış bir kişinin çocuğu velayet sahibine teslim etmeme durumu da mütemadi suç örneğidir.

Mütemadi suçun işlenmesinde, icrai bir davranışla başlanıldıktan sonra ihmali davranışla devam edilebilmesi veya tam tersi durum mümkündür. Bu durum, suçun sürekli bir şekilde devam etmesini sağlar.

Suçun Nitelikli Halleri ve Cezalandırma

Belirli bir suçun nitelikli hali, zaman zaman o suçun basit halinden daha ağır, bazen ise daha hafif bir cezaya yol açabilir (TCK 234). Suçun nitelikli halleri, TCK’nın 234. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda, suçun basit halini işleyen failin, cebir veya tehdit kullanarak suçu işlemesi durumunda cezada artış öngören bir nitelikli hükme yer verilmiştir. Aynı zamanda, kaçırılan veya alıkonulan çocuğun yaşı da bir artırım sebebi olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, velayet veya vesayet hakkı ellerinden alınmış olan kişinin veya üçüncü dereceden akrabaların, on iki yaşından küçük çocukları kaçırması ve alıkoyması eylemleri, suçun temel haline kıyasla daha ağır bir şekilde cezalandırılabilecektir.

Cebir ve Tehdit Uygulaması

Çocuğa, mağdurun kaçırılması veya alıkonulması sırasında cebir veya tehdit kullanılması durumunda, birleşik suç hükümleri gereği fail, ayrıca bu suçlardan cezalandırılmaz. Ancak, failin uyguladığı cebir sonucunda çocuk veya mağdur, Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesinde belirtilen aşılmaz nitelikte bir yaralanma yaşarsa, gerçek içtima hükümleri uyarınca fail, ayrıca yaralama suçundan da cezalandırılabilir. Kaçırma veya alıkoyma gerçekleştikten sonra, çocuğa veya suça müdahale etmek amacıyla hareket eden bir kişiye karşı cebir veya tehdit kullanılırsa, bu nedenle ayrıca ceza verilebilir. Cebir veya şiddetin mağdura karşı kullanılması şart olmaksızın, onu kurtarmak isteyen kişilere yönelik kullanılması durumunda da nitelikli hal hükümleri uygulanır.

On İki Yaşını Doldurmamış Çocuk

Kanunda belirtilen kişiler tarafından on iki yaşından küçük çocukların kaçırılması ve alıkonulması durumunda, TCK’nın 234. maddesinin ikinci fıkrası gereğince verilecek ceza bir kat artırılır. Çocuğun on ikinci yaşını doldurmamış olması, suçun oluşması için bir artırım sebebi olarak ele alınır. Bu durumda, on ikinci yaşını doldurmamış bir çocuğun suçun konusu olması, ikinci fıkradaki artırımın uygulanacağı anlamına gelir.

Manevi Unsurlar

Manevi unsurlar, işlenen fiil ile kişi arasındaki manevi bağlantıyı ifade eder. Bu bağ kurulmadan gerçekleştirilen davranış, fiil niteliği taşımaz ve dolayısıyla bir suçun varlığından söz edilemez.

Manevi Unsur, kast ve taksir olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Suç teşkil eden fiil, bilerek ve isteyerek (kast) veya dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle (taksir) işlenmelidir. TCK’nın 21. maddesine göre suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektir. Suç kasten işlenebilen bir suç olup olası kast ile de işlenebilir. Olası kast, suçun kanuni tanımındaki unsurları öngörmesine rağmen fiili işlemektir. Olası kastta, bir suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların gerçekleşebileceğini fail tarafından öngörülür. Olası kastta, tehlikenin varlığı bilinse de ciddiye alınır. Fail bakımından tehlikeler ciddiye alındığı gibi asıl amaca ulaşmak için muhtemel neticelerin gerçekleşmesi de göze alınır.

Suçun oluşması için failin belirli bir düşünceyle hareket etmesi gerekmez. Genel kast yeterlidir. Failin kaçırma veya alıkoyma fiillerini hangi amaçla veya hangi duyguyla gerçekleştirdiğinin bir önemi yoktur. Ancak eğer cinsel amaçla çocuk hürriyetinden mahrum edilirse, bu durum kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun nitelikli halini oluşturabilir.

TCK’nın 30/1. maddesi uyarınca, fail suçu işlediği sırada suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmiyorsa, failin müsnet suçu kasten işlediği kabul edilmez. Ancak suçun taksirle işlenmesi durumu kanunda düzenlenmişse fail taksirle kabul edilir. Bu bağlamda, çocuğun yaşına ilişkin bir hatanın cezalandırma engeli oluşturacağı ve suçun taksirle işlenemeyeceği belirtilmelidir. Aynı şekilde, failin kendisinin velayet ya da vesayet haklarına sahip olduğu düşüncesi de bir hata olarak kabul edilir.

Suçun Hukuka Uygunluk Durumları

Failin yalnızca suçun tipik unsurlarını gerçekleştirmesi, failin cezalandırılabilir hale geldiği anlamına gelmez. Suçun oluşabilmesi için tipikliğin maddi ve manevi unsurlarının gerçekleşmiş olması yeterli değildir. Ayrıca, fiilin herhangi bir hukuka uygunluk sebebinden yararlanamaması gerekir. Suçun hukuka uygunluk durumları; TCK’nın 24, 25 ve 26. maddelerinde belirtilen hukuka uygun emrin yerine getirilmesi, kanun hükmünü icra, meşru savunma, hakkın kullanılması ve rıza olarak sıralanmıştır. Ancak bu, hukuka uygunluk sebeplerinin sadece TCK’da sayılanlarla sınırlı olduğu anlamına gelmez. Hukuka uygunluk sebepleri, hukuk düzeninin tamamını göz önünde bulundurularak belirlenmelidir.

Suç bağlamında, hukuka uygunluk nedeni olarak ilgilinin rızasına odaklanmak önemlidir. TCK’nın 234/1. maddesindeki suçun basit halinde, cebir veya tehdit kullanılmadan kaçırma veya alıkoyma eylemleri suç konusunu oluşturur ve on altı yaşını doldurmamış küçüğün rızasına dayalı durumları düzenler. Diğer bir deyişle, on altı yaşından küçük çocuğun rızası, suçun hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmez. Rızayı koruyan suç, zarara uğrayan hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kişi tarafından kullanılmalıdır. Bu durumda, TCK m. 26/2 hükmü uyarınca suçun mağduru ve velayet yetkisine sahip olan eş veya vasinin rızası aranır.

Velayet veya vesayet hakkına sahip olanın rızası durumunda, kaçırma veya alıkoyma eyleminden bahsetmek mümkün değildir. Örneğin, boşanma kararı ile velayet yetkisi elinden alınan bir baba, çocuğu kaçırarak haklı bir nedenle hareket etmiş sayılmaz. Bu durumda, failin kişisel ilişki hakkını kullanmasının engellenmesi durumunda hukuki yollar başvurması gerekmektedir. Yargıtay, benzer bir durumda, baba tarafından çocuğun tehdit altında alınması eyleminin suç teşkil etmediğini, ancak uygulanan cebir nedeniyle kasten yaralama suçunun oluşabileceğini belirtmiştir.

Meşru savunma, hukuka uygunluk nedeni olarak da gündeme gelebilir. Meşru savunmanın, TCK’nın 25. maddesinde açıkça belirtildiği gibi, failin cezalandırılmasına engel olan bir hukuka uygunluk nedeni olduğu kabul edilmiştir. Meşru savunma durumu, suçun konusu olan çocuğa yönelik bir hakkın o anda saldırı ile orantılı bir şekilde defedilmesi gerektiği durumlarda ortaya çıkabilir. Örneğin, velayet hakkına sahip olan eşin çocuğa yönelik şiddeti nedeniyle diğer eş, çocuğu kaçırma veya alıkoyma eylemini meşru savunma olarak gerçekleştirmiş sayılabilir. Bu durumda, meşru savunmanın varlığı, gerçekleşen haksız saldırının orantılı bir şekilde defedilmesinin gerekliliğine bağlıdır. Yargıtay, benzer bir durumda, velayet hakkı sahibi annenin çocuğa uyguladığı şiddetten dolayı failin çocuğu şiddetten korumak amacıyla hareket etmesinin ilgili suçu oluşturmadığını ifade etmiştir.

Kusurluluk Durumu

Suçun Kusurluluğu ve Manevi Unsuru: Türk ceza hukuku literatüründe, kusurluluk ile manevi unsur kavramları genellikle birbirinden ayrı ele alınır. Çoğu durumda; kusurluluğu, suçun bir unsuru olarak kabul edilmez, ancak fiilin cezalandırılabilir olması için bir koşul olarak değerlendirir. Bu bakış açısına göre, kusurluluk, failin işlediği fiil nedeniyle kınanabilirliğine dair bir değer yargısıdır ve dolayısıyla suçun bir unsuru değildir. Diğer bir görüşe göre ise kusurluluk ile manevi unsur kavramları birbiriyle ilişkilidir, ancak farklı kavramlardır. Kusurluluk, fiilin cezalandırılabilir olmasının koşulu olarak nitelenmez. Suçun oluşması için failin fiil nedeniyle kınanabilir olması da gerekli unsurlardan biridir.

Kusur Yeteneği: Kusur yeteneği, kusurlu olarak davranabilme yeteneğini ifade eder. Türk Ceza Kanunu’nda kusur yeteneği, işlenen fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamak veya davranışları yönlendirme yeteneği olarak tanımlanmıştır. Bu yeteneği etkileyen durumlar yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik, geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu etkisinde olma olarak sınırlıdır.

Kusurluluğu Kaldıran ve Etkileyen Durumlar: Ceza hukuku, “Kusur Ceza Hukuku” olarak kabul edildiğinden, sadece faile somut olarak isnat edilebilen fiiller cezalandırılabilir. Failin, neticeye neden olacak şekilde sübjektif olarak davranması, cezalandırılabilmesi için beklenir. Kusurluluğu kaldıran durumlar, faile neticenin yüklenebilmesine engel olur. TCK’da belirtilen hata veya haksız tahrik etkisi altında suç işlenmesi durumunda faile ceza verilmemekte veya cezasında indirim yapılmaktadır. Bu durumlar dışında, mazeret sebepleri olarak adlandırılan bir grup durum vardır. Bu durumlar, failin tehlikeye katlanmasının beklenemez olması nedeniyle ceza verilmemesini sağlar. Zorunluluk hali, amirin emri, cebir, şiddet ve tehdit, meşru savunmada sınırın mazur görülebilir heyecan, korku ya da telaş gibi durumlar bu mazeret sebeplerine örnektir.

Bu bağlamda, sorumlu tutulabilmek için failin kasten hareket etmesi yeterli olmamakla birlikte aynı zamanda kusurlu hareket etmesi de gerekmektedir. Dolayısıyla, somut durumda kusurluluğu kaldıran bir sebep varsa, failin hukuka aykırı fiili gerçekleştirmesi nedeniyle sorumlu tutulması mümkün olmayacaktır.

Suçun Özel Görünüşleri

Suçların Cezalandırılması: Ceza normları genellikle tek bir kişi tarafından işlenen tamamlanmış bir suçun cezalandırılmasını düzenler. Ancak, suçlar birden fazla kişinin katılımıyla veya bir kişinin birden fazla suçu işlemesiyle gerçekleşebilir. Ayrıca, suçun tamamlanmamış olması, birden fazla kişi tarafından işlenmesi ve hareketin birden fazla kanun hükmünü ihlal etmesi gibi durumlar da ceza hukukunu ilgilendiren konulardır. Bu durumlarda, failin veya faillerin cezalandırılabilmesi için açık yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulur.

Teşebbüs

Teşebbüs, suçun işlenmeye başlandığı ancak tamamlanamadığı hukuki bir durumu ifade eder. Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 35’e göre, kişi bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlar ve elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa, teşebbüsten sorumlu tutulur. Teşebbüs halinde, failin suçun ağırlığına bağlı olarak cezalandırılması düzenlenmiştir.

Teşebbüsün Koşulları: Teşebbüsün mevcut olabilmesi için, kasten işlenen bir suçun ve bu suçu işlemeye yönelik kastın varlığı, icra hareketi niteliğindeki fiillerin gerçekleştirilmesi, suçun icrasına yönelik elverişli hareketlerin yapılması ve icra hareketlerinin failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamaması veya fail tarafından tamamlanmış olmasına rağmen neticenin gerçekleştirilememesi şartları aranır.

Teşebbüs ve Kesintisiz Suçlar: Teşebbüs, kesintisiz suçlarda özellikle dikkat çeker. Kesintisiz suçlar, kanuni tanımda belirtilen hareketlerin bir süre devam ettiği suçlardır. Teşebbüs açısından, kesintisiz suçların tamamlanmış sayılması ve teşebbüs aşamasında kalabilmesi mümkündür. Ancak, neticenin devam etmesi suçun tamamlandığı anlamına gelmez; bu nedenle, teşebbüs aşamasına dikkat edilmelidir. Örneğin, çocuğun kaçırılması suçunda, neticenin devam etmesi failin yakalanması durumunda suç tamamlanmış sayılmaz ve teşebbüs aşamasında kalabilir.

Çocuk Kaçırma Suçunda İşbirliği ve İştirak

Suçta İşbirliği ve Sorumluluk: Suçlar tek bir fail tarafından işlenebileceği gibi birden fazla kişi ile birlikte de işlenebilir. Bu durumda, kişilerin suça katkıları farklılık gösterir ve bu nedenle sorumlulukları ayrı ayrı düzenlenmelidir. İştirak, birden fazla kişinin suç oluşturan bir fiilin icrasına ortak olması durumunu ele alır.

İştirakın Özellikleri ve Müşterek Faillik: İştirak, suçun kanuni tanımındaki fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her birinin fail olarak sorumlu olduğu bir durumu ifade eder. Müşterek faillikte, suç işleme kararı alınması yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hâkimiyetin varlığı, suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkıları göz önüne alınarak belirlenir.

Suçun Özel Niteliği ve İştirak: Çocuk Kaçırma Suçu, özgü bir suç niteliğine sahiptir. TCK m. 37‘ye göre, suçun failleri sadece velayet hakkını kaybetmiş anne, baba ve üçüncü dereceye kadar olan akrabalar olabilir. Suçun kanuni tanımındaki fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri fail olarak sorumlu olur. Suç özel faillik niteliği taşıdığından, bu niteliği taşımayan kişiler ancak azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir.

İştirak ve Kesintisiz Suçlar: İştirak açısından, suçun kesintisiz suç olması önemlidir. Kesintisiz suçlar, icra hareketlerinin başlamasından çocuğun bırakılma anına kadar devam eder. Bu nedenle, suça iştirak etmek mümkündür. Kaçırılan ya da alıkonulan kişi, özgürlüğüne kavuşana kadar suça iştirak mümkündür.

Azmettirme ve Yardım Etme: TCK m. 40‘a göre suça iştirakin kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. İştirak edenlerden birinin cezalandırılmasını önleyen kişisel bir sebep varsa, diğerleri bu durumdan yararlanamaz. İştirak eden her kişi kendi kusurlu fiili kapsamında cezalandırılır. Azmettirme, henüz suçu işlemeye karar vermemiş bir kişiyi başkası tarafından suç işlemeye ikna etmeyi ifade eder.

Suçların İçtimai ve Hukuki Boyutu

İçtimai Kural ve Suçların Ayrı Ayrı Cezalandırılması: Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanma aşamasında “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi benimsenmiştir. Adalet Komisyonu raporuna göre, bu ilkenin istisnaları suçların içtimai bölümünde belirlenmiştir. İstisnalar dışında her suç ayrı ayrı cezalandırılır, böylece her ceza bağımsızlığını korur.

Özel Norm-Genel Norm Değerlendirmesi ve Uygulama Önceliği: Özel norm-genel norm değerlendirmesine göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile karşılaştırıldığında, bu çalışmanın konusunu oluşturan suç özel norm uygulama önceliğine sahiptir. Özellikle velayet hakkını kaybetmiş birinin, on altı yaşını doldurmuş çocuğu kaçırması veya alıkoyması eylemi, öncelikle çocuğun kaçırılması suçunu oluşturur.

Zincirleme Suç ve Uygulama: İşlenen suçun aynı kararla yeniden işlenmesi durumunda, Türk Ceza Kanunu’nun 43/1 hükmüne göre zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Örneğin, failin tek bir fiil ile birden fazla çocuğu kaçırması durumunda zincirleme suç hükümleri uygulanır.

Birden Fazla Suçun Ayrı Ayrı Cezalandırılması: Çocuğun kaçırılması ve sonrasında alıkonulması suçu, birden fazla hareketi içermesine rağmen tek bir suçu oluşturur. Kanuni tanıma göre, kaçırma veya alıkoyma şeklinde seçimlik hareketlerden oluşur. Her iki hareket de ayrı ayrı suç oluşturur, ancak faile sadece bir ceza verilir. Eylemlerin süresi, vahameti ve diğer şartlar, cezanın miktarını belirlemede göz önünde bulundurulur.

Özel Durumlar ve Ayrı Ayrı Cezalandırma: Fail, işlediği suçu sırasında çocuğa veya mağdura cebir veya tehdit uygularsa, bu durumda bileşik suç hükümleri uyarınca bu suçlardan ayrı ayrı cezalandırılamaz. Ancak, failin uyguladığı cebir sonucunda çocuk veya mağdur ağır yaralanırsa, gerçek içtima hükümleri uygulanır ve fail ayrıca yaralama suçundan da cezalandırılır.

İcra ve İflas Kanunu Değişiklikleri: İcra ve İflas Kanunu’ndaki değişikliklerle birlikte, çocuk teslimi emrine muhalefet suçu ile çalışma konusunu oluşturan suç bir arada gerçekleştiğinde her iki hükmün de ayrı ayrı uygulanması gerekmektedir. Ayrıca, suçun aynı kararla yeniden işlenmesi durumunda zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır.

Suçun İşlenmesi ve Yargılama Usülleri

Suçun İşlenmesi ve Soruşturma: İncelenen suç, şikayet aranmaksızın resen soruşturulan bir suçtur. Yetkili makamlar, suçun işlendiğine dair bilgi aldıklarında ve şikayet gerekmeden, Cumhuriyet Başsavcılıkları haberdar edildiğinde, CMK’nın 160. maddesi uyarınca hukuki yarar değerlendirilerek soruşturmayı başlatır. Bu süreç, suçun işlendiği yerin mahkemesinde gerçekleşir.

Ceza Davası ve Zamanaşımı: Ceza davası için belirleyici unsurlardan biri dava zamanaşımıdır. Suç kesintisiz suç olduğu için, dava zamanaşımı çocuğun özgürlüğünden itibaren başlar. Dava zamanaşımı, TCK’nın 66. ve 67. maddelerinde düzenlenmiştir ve bu suç için 8 (sekiz) yıldır.

Uzlaşma Hükümleri: İlgili suç, şikayete tabi olup olmadığına bakılmaksızın uzlaşma hükümlerine tabidir. Uzlaşma, şüpheliye, velayet hakkını elinde bulunduran anne ve/veya babaya, vesayet sahibine ve bakım ve gözetim sorumlusuna teklif edilebilir. Ancak uzlaştırma, mağdur veya suçtan zarar görenlerin tamamının kabul etmesi şartına bağlıdır.

Basit Yargılama Usulü: Çalışma konusu suç için basit yargılama usulü uygulanabilir. Bu usul, belirli ağırlığa ulaşmayan suçlarda, duruşma yapılmaksızın, yazılı beyan ve savunma esasına dayanır. Asliye ceza mahkemeleri, bu suçun yargı yetkisine sahip mahkemelerdir. Basit yargılama usulü, CMK’nın 251. maddesi uyarınca belirli suçlar için uygulanabilir.

Yaptırım ve Ceza Hükümleri

Ceza Belirlenmesi: TCK’nın 234/1. maddesine göre suçun cezai yaptırımı 3 (üç) aydan, 1 (bir) yıla kadar hapis cezasını içerir. Cebir veya tehdit kullanılması durumunda veya çocuk henüz on iki yaşını bitirmemişse ceza bir kat artırılır.

Temel Cezanın Belirlenmesi: Cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61. maddesi göz önünde bulundurulur. Suçun işlendiği zaman ve yer, suçun ağırlığı, işleniş biçimi, kullanılan araçlar, kast ve taksire dayalı kusur, failin amaçları gibi unsurlar temel cezanın belirlenmesinde etkili olur.

Ek Cezalar ve Takdiri İndirim: TCK m. 61/5‘e göre teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, cezada indirim gerektiren şahsi sebepler ve 62. madde takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir. Hükmolunan ceza iki yıldan azsa, TCK m. 51‘e göre ertelenebilir.

Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ve Denetim Süresi: Ceza; 2 (iki) yıldan azsa ve belirli koşullar sağlanıyorsa, hükmün açıklanması geri bırakılabilir. Bu durumda, denetim süresi içinde kişiye çeşitli yükümlülükler getirilir. Denetim süresi içinde yeni bir suç işlenmezse, hüküm açıklanır ve ceza infaz edilir.

İnfaz ve Denetimli Serbestlik: Eğer mahkumiyet hükmü verilmişse ve belirli şartlar yerine getirilirse, hükmün açıklanması geri bırakılabilir. Denetim süresi içinde kişi, belirli yükümlülüklere uymak zorundadır. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmezse, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılır ve dava düşer.

Mahkumiyet Durumunda Yaptırımlar: Mahkumiyet durumunda belirlenen yaptırımlar, TCK’nın 234/1. madde hükmüne göre belirli kişiler tarafından cebir veya tehdit kullanılmaksızın on altı yaşını bitirmemiş çocuğun kaçırılması veya alıkonulması suretiyle işlenen suçun cezai yaptırımlarını içerir. Mahkeme, temel cezanın yanı sıra teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, cezada indirim gerektiren şahsi sebepler ve takdiri indirim nedenlerini değerlendirerek sonuç cezayı belirler.

Önemli Linkler